21 Şubat 2013 Perşembe

Sevmek nedir?

Hani SEVDİM SENİ dedin ya.. !
NASIL SEVDİN BENİ.. ?
GözLerinLe bakarak mı.. ?
Yoksa içinde FIRTINALAR KOPARCASINA mı.. ?
Ya da geLip geçicimiydi sevgin.. ?
AkLıma takıLdı da SEN SEVMEK NEDİR BİLİR MİSİN.. ?
Çiçeği sever gibi mi sevdin beni.. ? Tuttuğun takım gibimi sahipLendin.. ? İçtiğin su qibi,
OLMAZSA OLMAZIN MIYDIM Yoksa.. ?
Sahi sevmeyi biLiyor musun.. ?
Peki BEN; NASIL SEVDİM SENİ..
Onu biLiyor musun.. ?
ANNEMİN BENİ SEVDİĞİ GİBİ üstüne titreyerekk..
Canın her yandığında AYNI ACIYI HİSSEDEREK..
YokLuğunda HAYATA KÜSEREK.. OLmadığında HERŞEYİN ANLAMINI YİTİRDİĞİNİ DÜŞÜNEREK..

Sen DÜNYAMSIN diyerek.. !
SEVDİM SENİ...
SEVMEK nedir anLadın mı şimdi..

8 Şubat 2013 Cuma

hiçmi özlemedin lan??

Hiç mi özlemedin lan? Hiç mi yazmak gelmiyor içinden? Bu kadar az mı seviyosun sen beni? İnadına yenilecek kadar az mı seviyosun? Sen benim tanıdığım insan değilsin. Hiç olmadın sen böyle biri. Ulan daha geçen 1 gün konuşmadık diye ağzıma sıçmıştın. 3 ay oldu lan 3. Hani seviyodun, hani aşıktın. Bu mu aşk? Üzülmek mi? Üzmek mi? Yapma bunu. Haketmiyorum. Gereksiz bir sebep yüzünden konuşmuyoruz saatlerdir. Lan ben deli gibi özledim, sende tık yok. Ya hiç mi canın acımıyo pezevenk. Ölüyorum desem umrunda olmıycak. Aferin sana. Sen böyle devam et. Hiç yokmuşum gibi, hiç olmamışım gibi yaşamaya devam et.

Bir aldatılış , belki de bir ölüm şekli..

İTİRAF :

Boşluk... Hiç hissettiniz mi bomboş olduğunuzu? Bir korkunuz varken neyden korktuğunuzu bilmeden geçen her dakika sizi karamsarlığa daha çok itti mi? Sevdiğiniz bir insanı kaybetmeye yaklaştığınızda göğüs kafesinizde bir hava yastığı şişer. Bütün organlarınız ezilir, hissedersiniz. Ve ondan doğan sebepsiz korku... Tarif edilemeyecek kadar ağırdır.
Yavaşça okula girdim. Okulun ilk haftası kampüs ve derslikler boş olur. Çoğunluk hala tatildedir.
Odama çıktım ve üzerime yeni aldığım pantolonla beyaz bir bluz giydim. Hava soğuk olduğu için montsuz dolaşılmıyordu. Ah, bir de soğuk ve kapalı hava kötü bir şey olacağına haber verir ya hep; güneş ışınları kapkara bulutların içinden bile zor geçiyordu.
Ortak salona geçtim. Hafiye Sultan her yeri temizleyip mis gibi kokutmuştu. Ancak kalorifer hala açık değildi. Televizyonu açmak için ilerlediğimde gelen kıkırdama yavaşça doğruldum ve kulak kesilmeye başladım.
"Kerem yapma..." dedi henüz kim olduğunu çözemediğim kız. Fakat Kerem'in adını duymam onlara doğru ilerlemem ve onları kontrol etme dürtümü bastıramamam için çok yerinde bir nedendi. Ki başımdan aşağı dökülen kaynar suların haddi hesabı yoktu.
Kerem'in beni aldattığını tahmin etmek zor değildi ancak gerçeklerin yüzüme vurulması hiç iyi olmamıştı. Sanki biri bir oyun hazırlamış ve beni de piyon olarak oyuna sürmüştü.
Kütüphaneye ters düşen bir kamera vardı ve sesler kütüphaneden geliyordu. Sırtımdan yukarı bir ürperti sardı tüm bedenimi.
Aralık kapıdan onlara baktım. Kerem; kızın şortunun açıkta bıraktığı bacaklarını tutuyor ve kızın dudaklarını sömürüyordu. Mide bulantısı ve baş dönmesi eşliğinde kapıyı sertçe çarparak açtım. İkisi de korkarak bana döndüler..
Ece...
Kerem'in beni Ece'yle aldattığını düşünüyordum zaten ama onları böyle görmek...
"Damra?" dedi Kerem şaşkınlık dolu bir sesle. Öfke saçan gözlerimi ona diktim.
"Damra ben açıklayabilirim..."
"Ya öyle mi? Açıkla o zaman!" bu gibi durumlarda aslında açıklama kısmını dinlemek gerek. Daha ne kadar düşeceğini anlarsınız bir insanın.
Boş gözlerle bana baktı. Açıklanacak hiçbir şey yoktu çünkü.
"Yeter Kerem! Ben senin tüm saçmalıklarına katlanmak zorunda değilim! Bitti." sevgiliniz okulun en çapkın çocuğuysa bir yere kadar sabır edebilirdiniz. Konuşmasına fırsat tanımadan arkamı dönüp yürümeye başladım. Kolay ağlayan biri değilim ama o an daha önce hiç ağlamadığım kadar ağladım. Gözyaşlarım benden izinsizce yuvarlanıyordu. İstemsizce bir hıçkırık koptu boğazımdan.
Görüş alanım hiç olmadığı kadar bulanıklaşmış, ne zaman bittiğini bile bilmediğim şarkı yerini bir diğerine bırakmıştı. Kulaklarım sesin yüksekliğinden acıyordu ama umursadığım da söylenemezdi. Caddeye adım attım ve o sırada korna sesleri arka fon olarak bana eşlik etti.
Sonra vücudum bir bez bebekmiş gibi uçmuştu tabii... Bana çarpan araba hiç durmadan gitti. Olayı görenlerden birisi ambulansı aramıştı. Her şeyi duyuyordum, bilincim kapanmama konusunda oldukça ısrarcıydı doğrusu. Ambulans geldiğinde hiç vakit kaybetmeden beni içeri aldılar.
"Çok kan kaybetmiş." dedi başımda dikilen bir doktor.
"Bilinci hala açık. Nabzı düşüyor."
Öyle ya da böyle bir şekilde hastaneye gelmiştik.
"Yol verin çok kan kaybetti! Ameliyathaneyi hazırlayın hemen!" Ve sesler birer perde daha uzaklaştı. Her yer daha da kararmıştı ve bir şeyin bedenimi terk ettiğini hissediyordum.
Yavaşça doğruldum ve sedyeden kalktım. Ani bir dürtüyle sedyeye baktım, bedenimi ameliyathaneye sokacakları sırada ruhum bedenimi terk etmişti...
"Ölüm tarihini ilan edin."
Size bir itirafta bulunayım mı? Ben hala yaşıyorum..

Ne olacak biliyor musun?

Bu sefer ben değil sen defalarca arayacaksın, sen uğraşacaksın kazanmak için, sen ne olursa olsun yanında olacağım diyeceksin, sen beni sevdiğini söyleyeceksin, sen karşılaşmak için dualar edeceksin, sen bir şansın daha olacağına inanacaksın, sen beni düşünmekten uyuyamayacaksın, sen beni gördüğünde konuşmak isteyeceksin, sen kıskanacaksın beni herkesten ama benim gibi aşık olduğundan değil hırsından. Ve o hırs, o bana ulaşamama, o engeller seni biraz daha fazla öldürecek, her gün daha çok zarar göreceksin.

7 Şubat 2013 Perşembe

Senden nefret ediyorum !!

Senden nefret ediyorum. İnanması güç değil mi? Bana da öyle gelirdi başlarda ama öyle güzel uzaklaştırdın ki kendinden, öyle güzel yalanlar söyledin ki bir anda gözümdeki o kusursuzluğun yok oluverdi. Düştün de düştün. Tiksindim. Hem senden; bana söylediğin yalanlar için, yaptıkların için, hayatımdaki herkesi benden alıp, kendinde çekip gittiğin için.. Hem de kendimden; sana inandığım için, senin için herkesi karşıma alabilecek kadar aptal olduğum için, uğruna kendimi değiştirmeye çalıştığım için.. Pişmanım deli gibi. Yok oluşuma sevinen bir adamın varlığıyla mutlu olduğum için pişmanım. Geçmişinin acısını benden çıkaran bir adamı sevmişim. Bensiz de mutlu olan birine adamışım tüm gözyaşlarımı. Seninle ilgili her şeyden nefret ediyorum. Bunca şeye rağmen parfümünün kokusunu duyunca gözlerimin dolmasından, her hareketinde bir umut aramaktan, her bakışında biraz olsun sevgi aramaktan, dudaklarından dökülen buz gibi sözlerden, adından bile, en sevdiğin şarkıdan, en sevdiğin renkten, uğurlu rakamından.. Hepsinden nefret ediyorum. Seninle ilgili her şeyden nefret ediyorum. Kaç kez hayal kurdurup, hiç düşünmeden yıktın onları bir bir haberin var mı? Ne halde olduğum gram umrunda mı? Hadi beni unuttun diyelim, bana yaşattıklarını bu kadar çabuk unutabildin mi sahiden? Hiç mi için sızlamıyor? Benim hala deli gibi canım yanıyor çünkü. Durmadan içimi yiyip bitiren bir kin var sana karşı. Geçecek. Biliyorum. Atlatacağım. Sensizken öğrendim güçlü olmayı. Yanımda güvenecek kimse kalmadığında, ayakta kalmayı öğrendim. Şimdi tam kendimi toparlamışken, ne olur geri dönme.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Gideceksin..

Gideceksin,biliyorum.Ne yaşasak da bana ne söylesen de gideceksin.
Bedelini yine ağır bir şekilde ben ödeyeceğim.Farklı dünyalardan gelmiştik,farklı dünyaların insanlarıydık.Ve sonra bir evren olduk.Uzay olduk birlikte kaydık boşluklara.Ama bir bütündük.Ve bunun bedelini ben ödeyeceğim.

Hatırlar mısın?Beni nasıl bu kadar çok seviyorsun diye sormuştun bana.
Sonra ben susa kalırdım.Sarılırdım sonra sana.Anlatamazdım.Çünkü dilim dönmezdi sana bakınca.Konuşmasını bilmeyen bir çocuk oluverirdim.Biz hiç aşk yaşamadık seninle.Biz birlikteydik,o kadar acı çektik ki;
el ele yürüme imkanımız olmadı.Birlikte Sezen dinleme fırsatımız olmadı.Çünkü ağlamakla meşguldük.Evet ara ara şiddetli kavgalarımız oluyordu,siktir et onları.Bak konumuzun bununla bir ilgisi yok,ama ben senin bana çay demlemeni özledim.Sonra onun yanında simitte alırdın bana gelirken,ben seni beklerdim.
Kahvaltı edişlerimizi özledim.Senin bana cevapsız çağrılarını özledim,beni aramalarını,merak edişlerini hastalandığımda benimle ilgilenişlerini.Şimdi neredesin,hayatında kim var,mutlu musun onu bile bilmiyorum.Benim hayatım senin iki kirpiğinin arasındaydı be..
Çay demleyecektik,sen gelirken simit alacaktın,kahvaltı yapacaktık.
Dur işte biraz daha,bir kaç gün mutlu olalım birlikte,zaten sonra gideceksinbiliyorum..
Ne yaşasak sileceksin..

Bana sorardın ya ; beni nasıl böyle seviyorsun diye..
Yaklaş..
Anlatayım..

Sevmekten yoruldum..

Yoruldum ben seni düşünmekten, seni özlemekten, mesaj attın mı diye sabahlamaktan, attığın mesajları tekrar tekrar okuyup, sırf sen dinliyorsun diye daha önceden adını bile duymadığım şarkıları dinlemekten, adının geçtiği her yerde susmaktan, gittiğin yerleri ezberleyip hep orada olmaktan, yağmurlu havalarda tek başıma ıslanmaktan, seni hep arkadaşlarıma anlatmaktan, yanımda olmadığın için başkalarından kıskanmaktan, üşütüp hastalanırsın diye endişelenmekten, kısacası ben seni sevmekten yoruldum.