13 Kasım 2012 Salı

Kendine iyi bak ?!

Hani patronunun sözlerini kaldıramayıp istifa ettiğin, hocaya kızıp dersten kaldığın, annene darılıp aç yattığın akşamlar gibi.
Aylarını, yıllarını birlikte geçirdiğin insan sanki o değilmiş; kızdırdığında gönlünü almak için her türlü yüzsüzlüğü şımarıklığı yaptığın, kavga ettiğinizde kaybetme korkusuyla zorla sarılıp seni affetmesi için yalvardığın, hasta olduğunda o iğrenç ıhlmuru içirebilmek için bin türlü laf yediğin, sırnaşıp kendini sevdirmeye çalıştığın insan o değilmiş gibi.
Sona gelindiğinde, gururuna yenileceksin.
Kalbin öyle çok kırılacak ki, yaptıklarının, ya da daha kötüsü; yapmadıklarının mantıklı olduğuna kendini inandıracaksın.
Senin de benim gibi: ”Gitmek istiyorsa gider, kimseyi zorla tutacak değilim. O kadar düşmedim.” sığınağın olacak. Tüm yetişkin insanlar gibi sen de başın dik, seni bırakmaması için ayaklarına kapanmadan, ‘gururundan ödün vermeden’ terk edileceksin. ”Belki de gitme deseydim…” kuşkusunu bütün hücrelerinden süpüreceksin. Sen bir yetişkinsin. Birlikteliğiniz boyunca yaptığın tüm çocuklukları, arsızlıkları, şımarıklıkları yetişemeyeceğin yerlere kaldıracaksın. Yapman gerekenleri yapamayacak, yapmaman gerektiğini düşündüğün saçmalıklara boyun eğeceksin.
O, kapıdan çıkarken, sen farkında bile olmayacaksın ama hayatının en aptalca, en ‘çocukça’ cümlesini kuracaksın yüzünü bile çevirmeden.


”Kendine iyi bak.”










-‘Kendine iyi bak’ mı..?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder